Rüya gibi bir gençlik yaşamışım, şanslıymışım, yeni anladım! / Şahin ESENDEMİR

Bizim gençlik dönemimizde, her gencin ruhunda bir romantizm vardı..
Ekonomik durumu ne olursa olsun, her genç kız, her delikanlı “sanatsever” bir ruh taşırdı..
Her gencin yüreğinin bir görünen, bir de görünmeyen özellikleri olurdu!..
“İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır!” derler ya.. Ben kendimden örnek vereyim öncelikle.. Sadece resim yapmak, desen çizmek, radyoevinde ajans okumak, sahneye çıkıp takdimcilik yapmak, tiyatroda rol kesmek değildi benim hobim..
Müzikle yaşar, müzikle yatar, müzikle kalkardık hep..
Sanat Müziği, Halk Müziği, Hafif Müzik, Batı Müziği dinlemekle geçirdik yaşadığımız zamanın büyük bölümünü.. Hiç birini diğerinden ayırt etmeden..
Her şarkıda duygulanan, genellikle sevinen, bazen de kederlenen , hassas bir ruh yapımız vardı..
Ben şarkıları severdim; şarkılar da beni severdi..
Zeki Müren her ne kadar, “Ah bu şarkıların gözü kör olsun” dese de;
Adanalı genç bir yüreğe sahip olmanın ayrıcalığı nedeniyle, şarkılara hiçbir zaman ‘sitem’ edemedim..
Çünkü severdim şarkıları, gerçekten gönülden severdim!.
***
Benim gençliğimde güzeldi: Kuruköprü, Dörtyolağzı, Reşatbey, Cemalpaşa, Kanal, ve Döşeme.. Hanedan, Akkapı, Mıdık, Hadırlı Siptilli çok güzeldi.
Karşıyaka da, Şakirpaşa da, Denizli de, Narlıca da güzeldi..
Hele Sular, Yeni İstasyon, Kanal, Demiryolları lojmanları bir başka güzeldi..
Adana’nın dört bir yanından müzik sesleri yükselirdi; sabahın ilk aydınlığından, akşamın alaca karanlığına kadar..
O zamanlar, yani benim anlatmaya çalıştığım 60’lı yılların ikinci yarısından 90’lı yıllara kadar;
Buralarda oturanlar, buralarda yaşayan insanlar, “şartlar ne olursa olsun”, hayata pembe pancurlu pencereden bakabilmeyi başaran güler yüzlü insanlardı..
O zamanlar, su muhteşem yürekli insanlar, gerçekten güzeldi..
Kadını, kızı bir farklı güzeldi..
Erkeği, delikanlısı daha farklı..
Büyük, büyüklüğünü bilirdi, küçük küçüklüğünün farkındaydı..
***
Bizim zamanlarımızı da güzelleştiren de, işte bu güzel yürekli insanlardı.. Bendim, sendin, oydu..
Biz’dik kısacası..
Benim arkadaşım, senin annen, onun abisiydi..
Ama hepimizindi, yüreğimizin en zarif köşesinde..
Hepimiz, o güzelliğin, o güzel duygularla bezenmiş insanların süzgecinden, eleğinden geçtik..
Mayamıza ‘insanlığı’ katan da onlardı!..
Biz o maya ile birbirimizle arkadaş olduk, dost olduk, kardeş olduk..
Komşu olduk..
Adanalı olduk, Allah’ına kadar!..
***
Komşuluk, bizim semtlerimizin, birlikte yaşadığımız herkes için en büyük değerdi.. Sonraları ne oldu bilinmez, o duyguyu kaybettik;
Komşu da, komşuluk da sanki sihirli bir şekilde yok oldu; ortalıkta görünmedi bir daha..
Bir kat altta, bir kat üstte, ya da yan dairede sanki tek başımıza kaldık.. “Günaydın” ya da “iyi günler” diyeceğimiz insanları göremedik, bulamadık..
O müstakil evlerdeki gerçek anlamdaki komşuluk gitti, herkesi kaderine bırakarak..
Onlarca ailenin oturduğu o koca koca apartmanlarda “daha çoğalacağız” diye düşürürken, yalnız ve kimsesiz kaldık..
Hepimiz, bir başına pencerelerden, balkonlardan dışarıyı süzen, ama “boş boş bakan birileri” olduk..
***
Belki de birilerini bekliyorduk.. Kim bilir?
Bizimle konuşacak, halimizi, hatırımızı, yaramızı soracak birilerini..
Oysa bizim yaşadığımız zamanlar böyle değildi..
O zamanların insanları da “bugünküler” gibi değildi..
Kuruköprü’de, Sular’da, Tepebağ’da, Karasoku’da, Gül Bahçesi’de, Taşköprü’de, Karşıyaka’da, Küçüksaat’te iyilik vardı, merhamet vardı..
En önemlisi yardımlaşma vardı, sıcaklık, samimiyet vardı..
Bizim yaşadığımız o yıllarda, Adana’da zengin ve yoksul arasında bugünkü gibi “derin uçurumlar” yoktu..
Bizim yaşadığımız yıllarda, insanlar arasında sosyal sınıf farklılıkları olmazdı..
‘Mağrur’ da, ‘mağdur’ da aynı kaptan yemek yer, aralarına gurur ve kibir diye bir duyguyu almazlardı..
***
Biz o mazide kalan zamanlarda nefes aldık.
Bizim oralarda insanlar; “bir ağaç gibi tek ve hür; ve bir orman gibi kardeşçesine” yaşardı..
Eğer bugün birileri bizi “adam” ya da”‘insan” yerine koyuyorsa, bilin ki sebebi: Adana’nın yüreklerde kırıntısı dahi kalmış olsa, o muhteşem kültürüdür..
Bu sarı sıcak memleketin insanca duygularıdır..
Adana’nın havasıdır, suyudur, toprağıdır..
O muhteşem havayı üzlüyor ruhum..
O bereketli toprakların kokusunu duymak için “deli divane” gibi dolanıp duruyorum..
Biliyor musunuz, kim ne derse desin, umurumda değil. Benim nazarımda o zamanlar güzeldi..
Çok çok güzeldi..
Tıpkı Adana’nın unutulmaya terk edilmiş insanları gibi!..