Toplumsal Yabancılaşma

Televizyon haberlerine, gazetelerin sayfalarına bakınca Türk toplumunun; para için bebekleri öldüren hekimler, hemşireler, eşlerini sürekli döven hatta öldüren erkekler, kadın caniler, tecavüzcüler, çıkarcılar, mal mülk peşinde gidenlerden, vurguncularından oluştuğu düşünülebilir. Ancak bunun bilinçli ve planlı olarak işlendiğini söyleyebiliriz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir” diye tanımladığı toplum, medyaya inanacak olursak tarihe karışmıştır. Bir kısım aydınlarımız da ne yazık ki bu tezgâhın başındadır. Kişinin topluma kayıtsızlaşması ve kendi toplumunu aşağılayacak duruma getirilmesi hedeflenmektedir. Vatan, millet ve bayrak konuları sulandırılarak toplumun bu kavramlardan uzaklaşması hedeflenmektedir. Topluma yabancılaşma, bir bakıma kendi milletine ve o milletin yaşadığı toprağa, başka deyişle VATAN’a yabancılaşmadır.
Günümüzde mafyalaşan hâkim sınıflar, ideolojik olarak vatana ve millete yabancılaşan solcu döneklerden devşirdikleri elemanlar ile vatan ve millet düşmanlığı yapılmasını, emperyalist odaklardan fonlanmasını sağlamaktadırlar. Küresel anlamda dönekleşen bu güruh, vatansızlaşmakta ve milletsizleşmede sınır tanımıyorlar. Küresel efendilerine yaranmak için toplumun tüm değerlerini ayaklar altına alıyorlar. Kendi sırça köşklerinde ve ellerine geçirdikleri medya yapıları ile değersizleştirmeye devam ediyorlar.
Televizyonlarda topluma dayatılan “Türk milleti canidir, bebek katilidir, çıkarı uğruna her şeyi yapar, anası babası yoktur, dayısı, amcası yoktur, teyzesi, halası yoktur, ahlaksız ve aptallardan oluşan bir topluluktur” kara propagandasına karşı bayrak açmak durumundayız. Büyük milletimizin yetenek ve tarihsel birikimini bizzat milletimizin bilincinde ayağa kaldırmak toplumsal bir mecburiyettir. Türk milletinin erdemlerini yeniden ayağa kaldırmak zorundayız. Edebiyatta olsun, propaganda ve habercilikte olsun görevimiz erdemlerimizi en büyük enerji kaynağımız olarak seferber etmektir.